Felak ve Nas Sureleri, Meali, Sebeb-i Nüzulu, Tefsiri ve Günümüz




Yrd. Doç. Dr. Ali DUMAN

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

FELAK SURESİ AÇIKLAMA: Felak suresi 5 ayettir. Kur'an-ı Kerim'de 113. suredir. Mekke yada Medine'de indiğine dair rivaayetler mevcuttur. Müfessirler Nas suresiyle birlikte nazil olduğunu söylemektedirler.

MEALİ:  De ki: Yarattığı şeylerin şerrinden, karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrindeni düğümlere üfürüp büyü yapan üfürükçülerin şerrinden ve kıskandığı zaman haset edenin şerrinden, sabahın (Felak) Rabbine sığınırım.

NAS SURESİ AÇIKLAMA: Nas suresi 6 ayettir. Kur'an-ı Kerim'in 114. suresidir. Ancak müfessirlerden 21. sırada nazil olduğunu söyleyenler vardır. Mekke'de mi yoksa Medine'de mi nazil olduğu konusunda kesin bilgi mevcut değildir.

MEALİ: De ki: Cinden olsun, insandan olsun, insanların kalplerine şüphe ve tereddüt sokan vesveseci ve sinsi (şeyanın) şerrinden, insanların Rabbine, insanların Melikine, insanların İlahına sığınırım.

İNDİRİLİŞ SEBEBİ: Müfessirler Felak ve Nas suresinin birlikte nazil olduğunu ve indiriliş sebebinin (sebeb-i nüzul) aynı olduğunu söylemektedirler. Müfessirlerin naklettiği bilgiye göre bu iki sure Peygamberimize ypıalan bir sihir sonucu olarak hastalanması sebebiyle gönderilmiştir. ancak bazı müfessirler, Peygamberimize büyü yapılamayacağın, böyle bir şeyi kabul etmenin Peygamberliğine nakısa getirmek olacağını söyleyerek, Peygambere büyü yapıldığına dair rivayetleri kabul etmemektedirler.

TEFSİRİ: Müfessirler, Felak ve Nas surelerinin birlikte nazil olduğunu düşündükleri için bu sureleri Allah'a sığınma sureleri olarak değerlendirmişlerdi. Surelerin başında geçen Felak ve Nas kelimelerinden dolayı bu ismi almışlardır. Nas suresinin baş tarafında sayılan insanların Rabbi, Meliki ve İlahı sıfatlarının, Allah ile insanlar arasındaki ilişki boyutlarına işaret ettiğini söylemektedirler. İnsanların Rabbi demek, Rab kelimesinden hareketle insanları eğiten, görüp gözeten demektir. İnsanların Meliki demek, onların dünya ve ahirete ilişkin işlerinde yöneticiliklerini yapanın Allah olduğuna işaret etmektedir. İnsanların İlahı ise, insanları yaratma konusunda hiç bir gücün Allah ile mukayese edilemeyeceğine işaret etmektedir.

Felak Suresinde öne çıkan kavram HASED'dir. Hased ettiği zaman hasedcinin şerrinden Allah'a sığınmak bu surede tavsiye edilmektedir ki. Müfessirler, Hased'in müslümana yakışan bir tutum olmamakla beraber, hased edilene zararlarından söz etmektedirler.

Surede geçen "HANNAS" kelimesi: insanların güğüslerine vesvese veren, insan yada cinden varlıklar olarak surede açıklanmıştır ki, müfessirler bunun ŞEYTAN demek olduğunu söylemektedirler.

GÜNÜMÜZE MESAJI: Bu iki surede öne çıkan iki kavram HASED VE VESVESE'dir. Felak suresindeki hased kavramı, bir müslümanın, başka insanlar ve bilakis diğer müslümanlar tarafından kendisine yönelik hasdetle karşı karşıya kalması durumunda Allah'a sığınmasının önemini vurgulamaktadır. Hased, kendisinde olmayan bir takım nitelikler (para, mal, zenginlik, makam mevki vs.) dolayısıyla, bu niteliklere sahip olana karşı beslenen gizli kin olarak tanımlanabilir. Bir müslümana yakışan bir tavır olmamasına rağmen, insanların doğasında bulunan kıskançlık ve çekememezlik sebebiyle çoğu zaman müslümanlarda da hasede rastlanmaktadır. Hased edenin hasedi, hased edilen için kötü durumlara ve felaketlere yol açabilecek kadar zararlı olabilir. Bu sebeple kendisine hased edilen bir müslümanın daima hasetçilerin şerrinden Allah'a sığınması ve kendisini bu hususta Allah'a emanet etmesi kendisi açısından faydalı olacaktır.

VESVESE'YE GELİNCE: Gerek Kur'an'ın nazil olduğu dönemde, gerekse bugüne kadar geçen süreçte ve günümüzde, insanlar vesvese ile karşı karşıya kalmakta, bu vesveseleri kimi zaman Allah'ı inkar mertebesine kadar ulaşmaktadır. Bu surede vesvesenin insan gibi görünen ve cin gibi görünmeyen şeytanlardan kaynaklandığına işaret olunmaktadır. Bu tür şeytanlardan korunma yolu olarak ise Allah'a sığınmak emredilmiştir.

Allah'a sığınmanın ne şekilde olacağı ise çeşitli ayetler ve hadislerde gösterilmiştir. Nitekim Arapça "istiaze" denilen Allah'a sığınma eyleminin en güzel örneğini Hz. Peygamber, Hicret esnasında Hz. Ebu Bekir ile birlikte Sevr mağarasına sığında göstermiştir. Hz. Ebu Bekir, müşriklerin kendilerini yakalayıp, Peygamberi öldürebilecekleri endişesini taşırken Hz. Peygamber "Üzülme, Allah bizimle beraberdir" (Tevbe, 9/40) diyerek Allah'a sığındığını gösteriyordu.

Allah'a sığınmanın en güzel yollarından birisi DUA'dır. Dua, insanın hem kendisi, hem de müslüman din kardeşleri adına Allah'a yalvarması demektir. Nitekim "..onlar için dua et, Çünkü senin duan onlar için sukunettir" (Tevbe, 9/103) buyurularak duanın etkisi Kur'an'da açıkça gösterilmiştir. Bir başka ayette de : "İnsana bir zarar geldiği zaman, yan yatarak, oturarak veya ayakta durarak (o zararın giderilmesi için) bize dua eder; fakat biz ondan sıkıntısını kaldırınca, sanki kendisine dokunan bir sıkıntıdan ötürü bize dua etmemiş gibi geçip gider. İşte böylece haddi aşanlara yapmakta oldukları şeyler güzel gösterildi" (Yunus, 10/12) buyurularak, insanların başları dara düştüğünde Allah'a sığınmak için dua ettiklerine, fakat sıkıntıdan kurtulduktan sonra Allah'ı unuttuklarına işaret edilmektedir. Aynı şekilde Kur'an'da Hz. yusuf'un, Hz. yakub'un dualarından bahsedilmekte, onların Rablerine sığınmaları gösterilerek Müslümanlara Allah'a sığınmanın yolu öğretilmektedir.

Dua gerçekten de insan için hem psikolojik olarak, hem de maddi olarak pek çok faydaları olan bir dini öğretidir. ancak duanın zamanlaması çok önemlidir. Zira, insan başı darda kaldığında dua ettiğinde karşılığını göremeyebilir. Nitekim mutasavvıflar şöyle bir hikaye anlatırlar: "Bir gün bir delikanlı yolda yürürken, karşısına bir asma köprü çıkar. Köprünün sallanması çok hoşuna gider ve türkü söyleye söyleye köprüden geçer. Arkasından yaşlı bir adam gelmektedir. Köprüye gelince, köprünün sallanmasından korkuya kapılır ve Allah'a dua etmeye başlar. Fakat, adam ne kadar dua ettiyse de köprü yıkılır ve yşalı adam aşağıda akan sulara kapılarak ölür. Her ikisinin geçmesine de şahit olan bir ehl-i hak, Allah'a niyaz ederek bunun hikmetini sorar: Ya Rabbi, önden geçen pek kabadayı bir biçimde geçti, onu suya düşürmedin de, arkadan gelen o kadar dua etmesine rağmen onu niye suya düşürdün" diye. Allah'tan nida gelir: "Önde geçen köprüye gelene kadar beni anarak geldi, beni unutmadı. Köprüde de ben onu unutmadım. Arkadan gelen köprüye gelene kadar beni hatırlamadı. Köprüde de ben onu hatırlamadım".

Her ne kadar hikaye bir menkıbe türü olsa bile bize verdiği mesaj: Köprüye gelmeden Rabbimizi hatırlamamızdır.

Bir gün Hz. Muhammed sahabeye: "Kendinize günahsız bir ağızla dua edin" buyurdu. Bunun üzerine ashabtan bazıları "Ya Rasulallah, hepimiz günahkar kullarız, Kendimiz için nasıl günahsız bir ağızla dua edebiliriz?" diye sordular. Hz. Peygamber de: "Senin kardeşin, kardeşinin senin için yaptığı dua, günahsız bir ağızla ypaılan duadır" cevabını verdi.

Bu hadisin işaret ettiği gibi ey Müslüman din kardeşlerim. Birbirimizi dualarımızdan eksik etmeyelim.

Bu surelerle ilgili olarak işaret edilmesi gereken bir diğer önemli nokta da Dua-Tevekkül ilişkisidir. Tevekkül kelimesi sözlük anlamı itibariyle vekil kılmak demektir. Fakat ıstılahi bir terim olarak çoğu zaman yanlış bir şekilde, yaptığımız yada yapacağımız işlere Allah'ı vekil kılmak olarak yorumlanmaktadır. Halbuki Peygamberimizin yorumuyla tevekkül, önce yapılması gerekenleri yapmak, bundan sonra işi Allah'a havale etmektir. Yanlış tevekkül anlayışının yol açtığı olumsuzluklar sayılamayacak kadar çoktur. Öncelike bu tür bir anlayış tembelliğe yol açmaktadır ki, bir müslüman için tembellik çok olumsuz bir tutumdur.

Bu sure hakkında bu aktarılanlardan başka bildiği olan kardeşlerim yorumlarıyla katkı sağlarlarsa herkes için daha faydalı oalcaktır. Ayrıca, surenin günümüze mesajı konusunda fikri olan varsa Allah rızası için eklesin





Yorum Yaz