ANASAYFA | YAZARLAR | GENEL KONULAR | İSLAM İLMİHALİ | VİDEOLAR | DOWNLOAD-E-KİTAP | YORUMLARINIZ | DİNİ HABERLER

Mail listemize üye olun
EkleÇıkar

GENEL KONULAR

eXTReMe Tracker


KUR'AN'DAN KISSALAR

İSLAM VE İLİM

TEFSİR

GÜNCEL DİNİ HABERLER

Düşünce-Yorum
Düşünce-Yorum - Sosyal Bilimler - Araştırma Dergisi
Google Gruplar
Islam Hukuku grubuna kayıt ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

12/3/2007 - MUVATTA'DA VASİYET BÖLÜMÜ



VASIYYET KİTABI

1. Vasiyyet Edilmesini Emir

 

1. Abdullah b. Ömer (r.a.)'den: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyur­du: «Vasiyet edilebilecek bir mala sahip olan müslüman bir kişinin yanında vasiyeti yazılı olmadan iki gece yatması doğru değildir.»[1][1]

îmam Malik der ki: Bizde ittifak edilen hüküm şöyledir: Sağlı­ğında ya da hastalığında, içerisinde bir kölenin kölelikten azat edilmesi veya başka bir şey yazılı olan bir vasiyette bulunan bir ki­şi, Ölünceye kadar bu vasiyeti değiştirerek istediği şekle sokabilir. Bu vasiyeti bir kenara atarak tamamen değiştirmek isterse yapa­bilir. Ancak, Öldükten sonra bir kölenin azat edilmesini vasiyyet

etmişse, bunu değiştirmesine imkân yoktur. Vasiyetin bu hükmü, Resûluliah (s.a.v.)'in «Vasiyet edilebilecek bir mala sahip olan müslüman bir kişinin yanında vasiyeti yazılı olmadan iki gece yatması doğru değildir» buyruğu gereğidir.

İmam Malik der ki: Vasiyet eden kişi, vasiyetini ve vasiyetle açıklanan köle azat etmeyi değiştirme hakkına sahip olmasaydı, o zaman vasiyet eden kişilerin azat etmeyi vasiyet ettiği kölesinde ve diğer vasiyet ettiği mallarda tasarruf edememesi gerekirdi. Hal­buki kişi hazan sağlığında, hazan de yolcu iken vasiyette bulu­nur.[2][2]

İmam Malik der ki: Bizde ittifak edilen hüküm şöyledir: Va-siyyet eden bir kişi, dilerse vasiyyetini değiştirebilir. Ancak, ölü­münden sonra bir köle azat etmeyi vasiyyet etmişse, bunu değiştir­me hakkı yoktur.[3][3]

 

2. Çocuğun, Aklı Ermeyen, Deli Ve Ahmak Kimselerin Vasiyeti

 

2. Amr b. Süleym ez-Zürakî'den: Ömer b. el-Hattab (r.a.)'a şöy­le denildi.

«— Burada bulûğa ermemiş Gassanlı zengin bir çocuk var. Va­risleri Şam'dadır. Burada yalnız bir amca kızı var. (Ne yapılması gerekir?)» Hz. Ömer:

«— Amcasının kızına vasiyette bulunsun» dedi.

Bu çocuk da amca kızına «Bi'r-i Cüşem» denilen yeri vasiyyet etti. Bu mal, otuz bin dirheme satıldı. Vasiyyet ettiği amca kızı, Ümmü Amr b. Süleym ez-Zürakî'dir.[4][4]

 

3. Ebû Bekr b. Hazm'dan: Medine'de Gassan'lı bir çocuk ölmek üzereydi, varisleri de Şam'daydı. Hz. Ömer'e konu anlatılarak:

«— Falanca Ölüyor, vasiyet etsin mi? denildi. Hz. Ömer: «— Etsin» dedi.

Ebû Bekir der ki: Çocuk on, on iki yaşlarındaydı. «— Bi'r-i Cûşem» denilen yeri vasiyyet etti. Sahibi orasını otuz bin dirhem (gümüş paraya) sattı.

imam Malik der ki: Vasiyet ettikleri şeyi bilecek kadar akılları başlarında ise zayıf akıllı, ahmak ve bazan iyileşen delinin yaptığı vasiyyet makbuldür. Vasiyet ettiği şeyi bilecek kadar akılları baş­larında değilse ve akılsızlığı fazla ise, yaptıkları vasiyet caiz değil­dir.

 

3. Vasiyktin Malın Üçte Birini Geçemeyişi

 

4. Sa'd b. Ebi Vakkas (r.a.) anlatır: Veda haccı senesi hastalı­ğımın artması üzerine Resûlullah (s.a.v.) beni ziyarete gelince ona:

«— Ya Resûlallah, gördüğün gibi hastalığım çok şiddetlendi. Ben mal sahibiyim. Bir kızımdan başka da varisim yok. Malımın üçte ikisini sadaka olarak verebilir miyim?» dedim.

Resûlullah (s.a.v.):

«— Hayır, veremezsin» buyurdu.

«— Yarısını sadaka olarak verebilir miyim?» dedim.

«— Hayır,» buyurdu.

Sonra Resûlullah (s.a.v.):

«— Üçte bîrini sadaka olarak verebilirsin, üçte bir az değildir. Varislerini zengin bırakman başkalarına el açan fakirler olarak bırakmandan daha iyidir. Allah'ın rızasını kazanmak için vereceğin her nafaka, hatta hanımının ağ­zına koyduğun her lokma, sevap kazanmana vesile olur» buyurdu.

«— Ya Resûlallah, arkadaşlarım seninle Medine'ye gidecek­ler. Ben, Mekke'de ölecek miyim» dedim.[5][5]

Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

«— (Hayır) sen (şimdi) Mekke'de ölmeyeceksin,[6][6] daha salih ameller işleyeceksin, derecen yükselecektir. Müslü­manlar senden yararlanıncaya, müşrikler de senden zarar görünceye kadar yaşıyacaksm. Allah'ım! Ashabımın hicre­tini tamamla, onları gerisin geri çevirme»[7][7]

Fakat bu göçmenler içinde Sa' b. Havle ne kadar zavallıdır, (sonradan Mekke'ye dönmek zorunda kaldı ve orada vefat etti). Resûlullah (s.a.v.) Sa'd'in Mekke'de vefatına üzüldü.[8][8]

imam Malik der ki: Bir şahıs malının üçte birini bir adama vasiyet eder, aynı şahıs başka bir adama da vasiyette bulunarak:

«Kölem falanca yaşadığı müddetçe ona hizmet etsin, sonra hür­dür» derse, bakılır: Kölenin değeri, Ölenin malının Üçte biri kadar­sa, kölenin hizmeti kıymetlendirilir. Sonra bu iki kişi arasında taksim edilir. Üçte biri, malın üçte birini alacak olana; geri kala­nı, kölenin hizmet edeceği kişiye verilir. Her ikisi de kölenin hizme­tinden veya ücretle çalıştırılıyorsa ücretinden hisseleri miktarın-ca alırlar. Kölenin hizmet edeceği kişi ölünce de köle hür olur.

«Falancaya şu ve şu, falancaya da şu ve şu malımı vasiyet et­tim» diyerek malının üçte birini vasiyyet eden ile «bu mal üçte bir­den fazladır» diyen vereseler hakkında, imam Malik der ki: «Vere­seler, vasiyet edilen kişilere vasiyet edilenin tamamını verip geri kalanı kendileri almakla, ölenin malından üçte birini ayırıp vasi­yet edilen kişilere vermek arasında seçimlidirler. İsterlerse vasiy­yet edilen kişilerin bu üçte birde haklan eşit olur.[9][9]

 

4. Gebenin, Hastanın Ve Cephede Bulunan Kişilerin Mallarının Durumu

 

îmam Malik der İd: Gebe bir kadının vasiyeti ve malında ver­diği hükümleri ve bu kadın için caiz olan şeyler hakkında işittiği­min en güzeli şudur: Gebe kadın da hastaya benzer, hastalık kor­kutmayacak derecede hafifse böyle bir hasta malında istediğini yapar. Eğer hastalık korkulacak derecede şiddetli ise bu hasta, an­cak malının üçte birinde tasarruf hakkına sahiptir.

imam Malik der ki: Gebe kadın da böyledir. îlk gebeliği müjde ve sevinçten ibarettir. Hastalık ve korkulacak bir şey sayılmaz. Zi­ra Yüce Allah Kur'an-ı Kerim'inde şöyle buyurur: «Biz ona (Uz. İbrahim'in hanımı Sâre) Ishakı müjdeledik. Ishak'dan sonra hafif bir rahatsızlık hissetti* Ya'kub'u verdik»[10][10] «(Havva) hamile kaldı. Zaman geçip hamileliği ağırlasın-ca (karnında çocuk büyüyünce) Adem'le bi dikte rablerine şöyle dua ettiler: Ya Rabbi! Sen bize iyi bir çocuk verirsen, biz elbette şükredenlerden oluruz.»[11][11]

Hamile bir kadın ağtrlaşınca yalnız malının üçte birinde hü­küm verebilir. Malının hepsinde tasarruf edebileceği süre, ilk altı ayın tamamıdır. Yüce Allah, Kitabı Kur'an-ı Kerim'de «Anneler çocuklarını tam iki sene emzirirler»[12][12]«Çocuğa gebe kal­makla, çocuğun anneden ayrılma süresi otuz aydır»[13][13] bu­yurmuştur. Hamile olduğu günden itibaren altı ay geçen bir ka­dın, yalnız malının üçte birinde söz sahibidir.

imam Malik, cephede harbeden bir adam hakkında der ki: Bu adam cepheden düşmana hücum edince malının yalnız üçte birin­de söz sahibi olur.JBu adam harbettiği müddetçe gebe kadın ve Ölüm korkusu olan hastaya

benzer.

 

5. Varise Ve Yakınlara Vasiyyet

 

İmam Malik der ki: «Size farz kılındı ki sizden biri Ölmek üzereyken malı varsa anne ve babasıyla yakınlarına vasiy-yet etmesi gerekir»[14][14] âyetinin hükmü, Allah'ın kitabındaki mi­ras taksimi hakkında inen âyetlerle neshedilmiştir.

îmam Malik der ki: Bizce ittifakla kabul edilen hüküm şudur: Varise herhangi bir vasiyyette bulunmak caiz değildir. Ancak, va­rislerin kabul etmesi halinde caiz olur. Varislerin bir kısmı kabul eder de diğer bir kısmı kabul etmezlerse, vasiyyeti kabul edenlerin hisselerinde caiz olur, kabul etmeyenler vasiyyet yapılan maldaki haklarını alırlar.

Malının yalnız üçte birini vasiyet edebilecek derecede şiddetli hasta varislerden birine malın üçte birinden fazlasını vasiyyet et­mesi hususunda diğer varislerden izin istese, onlar da bu izini ver­seler imam Malik bu hususta der ki: Varisler verdikleri izinden dönemezler. Şayet varislerin kararlarından dönmeleri caiz olsa, hepsi döner. Vasiyyet eden ölünce de malın hepsini kendileri alır, üçte bir ve üçte birden fazla olarak vasiyyet etmesine izin verilen malı, vasiyyet etmesine engel olurlardı.

îmam Malik der ki: Bir kimse sıhhatli iken varislerden birine yapacağı vasiyyette varislerden izin istese, onlar da bu izini verse­ler bu izin vermeleri bağlayıcı olmaz. Varisler isterlerse dönebilir­ler. Bu hükmün sebebi şudur: Kişi sıhhatli oldukça malının tama­mında harcama yapmak onun en tabii hakkıdır. Malında istediği tasarrufu yapabilir. îsterse malının tamamını sadaka olarak ve­rir, yahut onu istediğine verebilir. Ancak diğer varislerin varlığı sebebiyle mirasdan pay alamayan varislere vasiyet ederken, va­rislerden izin istemesi halinde izin verirlerse vasiyet caizdir. Bu takdirde malının üçte birinde yapmış olduğu vasiyyet geçerlidir. Üçte ikisinde diğer varisler, mirastan mahrum olan kişiden daha fazla hak sahibidirler. Bu hüküm, varislerin durumları ve izin verdikleri malın müsait olmasa halindedir. Vasiyyet eden ölmek üzere iken varislerden biri mirasını ona bağışlamak isterse bağış-lıyabilir. Sonra bu malda ölen bir tasarrufta bulunmamışsa mal, bağışlayana döner. Ancak ölen, bir varisi hakkında «falanca za­yıftır, mirasını ona bağışlamanı isityorum» demişse ve bağışlıyan da mirasını bu zayıf kimseye bağışlamışsa Ölenin, bu kişinin adını

vermiş olması halinde bu vasiyet caizdir. Varislerden biri mirası­nı bağışladıktan sonra Ölmek üzere olan kişi bir kısmında tasar­rufta bulunup diğer bir kısmında tasarrufta bulunmadan ölürse, geri kalan mal bağışlayana döner. Bağışlayan bağışladığı kimse­nin ölümünden sonra geri kalan bu malı alır.

Bir kimse bir vasiyette bulunsa, varislerden birine birşey verdiğini fakat o varisin bunu almadığını söyler, varisler de bu va­siyeti k^bul etmezlerse durum ne olur? Bu hususta imam Malik der ki: ita mal Allah (c.cj'ın kitabına uygun olarak taksim edil­mek üzere varislere miras olarak döner. Çünkü ölen, bu malın üçte birinden olmasını istememiştir. Bundan dolayı, üçte biri kendile­rine vasiyet edilen kişiler bu malı taksim edemezler.

 

6. Kadınlaşmış Erkekler Ve Çocuğu Alma Hakkı Olanlar

 

5. Ebû Urve (r.a.)'dan: Yumuşak huylu ve erkekliği kalmamış bir kişi, Hz. Peygamberin hanımı Ümmü Seleme (r.a.)'in yarım­dayken Abdullah b. Ebi Ümeyye (r.a.)'ye şöyle dedi. Resûlullah (s.a.v.)'da onun sözünü duyuyordu:

«—Ya Abdullah! Allah (c.c.) size yarın Taif şehrini fethetmeyi nasip ederse tavsiye ederim, Gaylan'ın kızının yanına git, o kadın o kadar semiz ki önden bakınca karnının eti dört kat, yanlardan sekiz kat görünüyor.» Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v.):

Bunlar (artık) sizin yanınıza girmesinler» buyurdu.[15][15]

 

6. el-Kasım b. Muhammed (r.a.) der ki: Ömer b. el-Hattab (r.a.) Ensardan bir kadınla evliydi. Bu kadından Asım adında bir

oğlu oldu. Sonra boşandılar. Hz. Ömer, Küba'ya geldiğinde oğlu Asım'ı mescidin avlusunda oynarken gördü. Onu kucakladı. Hay­vanın üzerinde önüne oturttu. Bunun üzerine ninesi yetişti, çocu­ğu Hz. Ömer'den almak istedi, o da vermedi. Birlikte Hz. Ebû Bekr'in yanına geldiler. Hz. Ömer:

«— Bu benim oğlum» dedi. Kadın:

«— Benim oğlum» dedi.

Ebû Bekir de Hz. Ömer'e hitaben:

«— Çocukla onun arasına girme, onları serbest bırak» dedi.

Hz. Ömer de üzerine düşmedi.

îmam Malik der ki: Ben de böyle uyguluyorum.

 

7. Caiz Olmayan Satış Halinde Malın İadesi

 

İmam Malik der ki: Hayvan, kumaş ve diğer ticari eşyaları satın alan kimsenin yaptığı alış-veriş caiz değilse, bu kişiye almış olduğu eşyaları sahibine iade etmesi emredilir.

İmam Malik der ki: Mal sahibi, geri aldığı malın parasını, kendisine iade edilen güne göre değil, sattığı güne göre (aldığı

parayı aynen) öder. Çünkü ödeme, malı müşterinin teslim aldığı

güne göredir. Müşterinin yanında malın değeri düşmüşse zarar mal sahibine ait; değer fazlası yine mal sahibinindir. Müşteri ma­lı teslim aldığı zaman mal rağbette, fiat yüksek olup iade ederken mal kimsenin rağbet etmediği bir zamanda fiat düşük olabilir. (Bunlardan müşteri sorumlu değildir. Zira satış aslında batıldır. Mal müşterinin yanında emanet sayılır). Mesela müşteri malı alırken değeri on dinar olup iade ederken bir dinara düşmüşse, mal sahibi müşteriden dokuz dinar istiyemez. Yahut malı satar­ken değeri birdinar olup geri alırken değeri on dinara yükselmiş-se, müşteri de mal sahibinden dokuz dinar fazla isteyemez. Ancak malı teslim aldığı günün değeri olan bir dinarı alır.

îmam Malik der ki: Bunu şu mesele açıklar: Bir hırsız herhan­gi bir eşyayı çalsa, çaldığı günkü değerine bakılır. El kesecek mik­tara ulaşmışsa eli kesilir. Hapsedilmesi ya da kaçması sebebiyle el kesme işi gecikse ve bu arada çaldığı şeyin değeri el kesmeyi gerek­tirmeyen miktara da düşse eli kesilir. Eğer çaldığı zamanki kıyme­ti el kesmeyi gerektirmiyecek kadar azsa, sonradan malın değeri­nin yükselmesi elini kesmeyi gerektirmez.

 

8. İsabetli Ve İsabetsiz Hükümler

.

7. Yahya b. Said (r.a.)'den: Ebûd-Derdâ, Selman Farisi'ye «Mukaddes topraklara gelin» diye yazdı. Selman da ona şöyle yaz­dı: «Hiç bir toprak hiçbir kişiyi mukaddes yapmaz, insanı mukad­des yapacak amelidir. Duyduğuma göre, doktor olmuş tedavi yapı-yormuşsun, iyileştirebiliyorsan, ne mutlu sana. Doktorluk taslı­yorsan, bir kişiyi öldürüp de cehenneme girmekden sakın.» Ebûd-Derdâ iki kişi arasında hüküm verip de o iki kişi dönüp gittikten sonra onlara bakar ve şöyle derdi: «Bana dönün ve hikâyenizi ba­na tekrar anlatın.» Ebûd-Derdâ vallahi doktorluk taslıyordu.

îmanı Malik der ki: Bir kimse efendisinden izinsiz bir köleden önemli bir işte yardım istese ve böyle bir iş de ücretle yapılıyorsa,

köleye de bir şey olursa, bundan dolayı o şahıs kölenin kıymetini öder. Köleye bir şey olmamışsa, efendisi çalıştığının ücretini ister­se buna yetkisi vardır. Bu hüküm bize göredir.

imam Malik der ki: Kısmen hür, kısmen köle olan bir kişinin şahsi malı kendi yanında muhafaza edilir. Ancak bu maldan yemesine ve giymesine harcıyabilir. Bu köle ölürse, malı kısmen kölesi olduğu efendisine kalır.

imam Malik der ki: Bizce hüküm şöyledir. Baba isterse çocu­ğunun malı da varsa, malı olduğu günden itibaren çocuğa harca­dığı nakit veya eşyayı hesap eder (ve malından alabilir).

 

8. Abdurrahman b. Delâf el-Müzenî'den: Cüheyne kabilesin­den bir adam, hacıları geçer ve develer satın alır, bu develerden kâr sağlardı. Sonra yine hızlı gider, hacıları geçerdi. Bir seferinde iflas etti. Durumu Ömer b. Hattab'a intikal ettirildi. Ömer (r.a.) şöyle dedi:

«— Ey insanlar! Useyfia, Cüheyne kabilesinin Useyfiası; Dindar ve güvenilir olmak yerine "hacıları geçti" diye övülmesini seven bir kişidir. Şimdi bu şahıs borç olarak alış-veriş yapmış, bor­cunu ödemeye yaklaşmamıştır. Borcu bütün malını götürecek ha­le gelmiştir. Kimin onda alacağı varsa sabahleyin bize gelsin. Ma­lını alacaklılar arasında taksim edeceğiz. Borçlanmaktan sakı­nın. Borcun önü üzüntü, sonu da malın elinden alınmasıdır.»

 

9. Kölelerin Zarar Vermesi Ve Yaralaması

 

îmam Malik der ki: Bizce kölelerin işlemiş olduğu suçlarda şöyle amel edilir: Köle birini yaralamış veya bir şeyi gizlice almış veya muhafaza altında olan bir şeyi çalmış veya dalda asılı bir meyvayı koparmış veya hasar vermiş veya elinin kesilmesini ge­rektirmeyen bir hırsızlık yapmışsa, bütün bunlarda ceza olarak kölenin kendisi alınır, bundan daha ileriye gidilmez. Yapmış olduğu suç az olsun, çok olsun. Yalnız kölenin efendisi, kölesinin aldığı veya hasar verdiği şeyin kıymetini veya yaraladığı şeyin di­yetini vermek isterse verebilir. Kölesi kendinde kalır. Kölenin ken­disini vermek isterse verebilir. Bunun dışında efendinin bir şey vermesi gerekmez. Bu konuda efendi muhayyerdir, dilediği yolu seçer.

 

10. Geçerli Olan Bağış

 

9. Said b. el-Müseyyeb'den: Osman b. Affan (r.a.) şöyle dedi: Bir kimse kendisine yapılan bağışa sahip olacak çağa gelmemiş küçük oğluna bir bağışta bulunur, bunu duyurur, şahitlerle pekiş-tirirse, bu bağış, babasının gözetiminde ise geçerlidir.

îmam Malik der ki: Bir kimse küçük oğluna altın ya da gümüş bağışladıktan sonra —bağışladığı henüz kendi elindeyken— ölse, çocuk bundan birşey alamaz. Ancak babası bu bağışı tayin ederek ayırır veya onu oğlu adına başka birinin yanına koyarsa bu bağış oğlu için geçerlidir; oğlunun olur.

 

 

 

 



 



[1][1] Buharı, Vesâyâ, 55/1; Müslim, Vasiyet, 25/1,2,3.

Bu hadisi şerifteki iki gece sözü, bir sınırlama değildir. Azlığı anlatmak için bu ifade kullanılmıştır. Az bir zaman bile olsa o zamanı vasiyetsiz geçirme­mek gerektiğini ifade eder.

[2][2] Sağlığında ve yolcu iken vasiyyet eden kişinin bu mala ihtiyacı vardır. Bun­ların vasiyet ettikleri inallarda tasarruf yetkileri ellerinden alınırsa, bu, va­siyette bulunmamalarına sebep olur. Bundan da bütün insanlık zarar gö­rür. Tasamı''yetkilerini ellerinden alamadığınıza göre, vasİyyoti sonradan değiştirme!   ıe bir tasarruf olduğundan, bu hak da ellerinden alınmamalı­dır.

[3][3] Şe./bnnî, 734.

Ölümden sonra köle azat etmeyi vasiyyet etmek, bağlayıcı, değiştirilemez bir akittir. Diğer vasiyyetler bağlayıcı değildir, değiştirilebilir.

[4][4] Şeybanî, 735.

[5][5] Bazı sahabe ölümün Mekke'de olmasından dolayı hicretinin noksan olaca­ğından endişe ediyordu.

[6][6] Burada Resûlullah (s.a.v.) mucize olarak gelecekten haber veriyor.

[7][7] Buharı, Cenaiz, 23/37; Müslim, Vasiyet, 35/1, no: 5.

[8][8] Buharı, Cenaiz, 23/37; Müslim, Vasiyet, 25/1, no: 5.

[9][9] Şeybanî, 736.

Hanefî Mezhebine göre, vasiyet, borçlardan sonra malın üçte biri için caiz­dir. Daha fazlası, mirasçıların izniyle yapılabilir. Mirasçılar bu izinden dö­nemez.

[10][10] Hud,71

[11][11] AVaf, 189

[12][12] Bakara, 233

[13][13] Ahkaf, 15.

[14][14] Bakara, 180.

[15][15] Çoğunluk bu şekilde mürsel olarak rivayet etmiştir. Buharı (Megazî, 64/56) ve Müslim (Selâm, 39/13, no:32), muttasıl olarak rivayet ederler.


EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Bi Diyeceğiniz Var mı?

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->



Yaşam ve İnsanlar

ÇOK OKUNANLAR
My Popularity (by popuri.us)