5/3/2007 - KÜTÜB-İ SİTTE'DE VASİYET BÖLÜMÜ
UMUMİ
AÇIKLAMA
Vasiyet lügat
olarak, ulaşmak manasına gelir. Şer'an, kişinin ölümünden sonrasıyla ilgili
ahdidir. Bu ahde vasiyet denmesi, ölen kişinin ölümden sonra, hayatında olana
onunla kavuşmuş olmasından dolayıdır. Şer'an, menhiyattan zecr, emirlere teşvik
için vaki olan beyanlara da vasiyet denir ise de, burada ölen kişinin
vasiyetiyle ilgili teferruat maksuddur.
Dinimiz, gerek
erkek ve gerek kadın için şahsî malı üzerinde vasiyet hakkı tanımıştır:
Resulullah "Kişinin vasiyeti yanında hazır bulunmalıdır" buyurarak,
vasiyet meselesinin ciddiyetine dikkat çekmiştir. Sahih bir vasiyetin olması
için kadın-erkek, mü'minkâfir, evlibekâr farkı gözetilmez. Vasiyette kadın
kocasından izin de almaz. Vasiyetin sıhhati için iki şart aranır: Akıl ve
hürriyet. Mümeyyiz durumdaki çocuğun vasiyeti hakkında ihtilaf edilmiştir. Hanefîlere ve Şafiilerin
ezher(galib) görüşüne göre çocuğun,
mümeyyiz de olsa vasiyet yetkisi yoktur. Malik, Ahmed -ve bir görüşünde
Şafii- "mümeyyizin vasiyeti sahihtir" demiştir.
Mal üzerinde
vasiyetin sahih olması için, kişinin mal bırakmış olması gerekir. Ayette
"Sizden birisine ölüm yaklaştığı zaman, eğer ardında mal bırakacaksa
vasiyet etmek farz kılınmıştır. O kimse anne ve babasına ve akrabasına uygun
şekilde vasiyet yapsın" (Bakara 180) buyrulmuştur. Ayet-i kerimede zikri
geçen hayırdan muradın mal olduğunda ittifak edilmiştir. Çünkü malı olmayanın
vasiyeti de olmaz. Ancak hayırla çok malın kastedildiğini zannederek "az
malı olana vasiyet hakkı yoktur" diyen de olmuştur. Her halukârda esas
olan "az da olsa, çok da olsa malı olanın vasiyet edebilme hakkıdır"
bu sabittir. Şafiiler, malda az çok tefriki yapmadan, "vasiyetin mendub
olduğu"na hükmetmişlerdir.Vasiyet malsız da olabilir: Çocuğun işlerini
tedvir edecek kimseyi belirlemesi veya
çocuklarına dinî ve dünyevî ne gibi işler yapılması gerektiğini vasiyet etmesi
gibi. Böyle bir vasiyetin mendubiyetini reddeden alim görülmemiştir.
Vasiyette az mal
ile çok malın nisabı hususunda ihtilaf edilmiştir. Hz. Ali'ye göre yedi yüz
dirhem azdır, bir rivayette de sekiz yüz
dirhem mal azdır. İbnu Abbas'tan da
benzeri bir rivayet gelmiştir. Hz. Aişe'ye göre çok iyal bırakan kimse için üç
bin dirhem de bıraksa çok değildir. Hasılı bu, nisbî bir durumdur, şahıslara ve
ahvale göre farklılıklar arzeder, kesin bir
nisab söylenemez.
*
VASİYETE TEŞVİK
ـ5794 ـ1ـ عن ابن عمر رَضِيَ اللّهُ عَنهما قال: ]قَالَ رَسُولُ اللّهِ #:
مَاحَقُّ امْرِئٍ مُسْلِمٍ لَهُ شَىْءٌ يُوصِي فِيهِ أنْ يَبِيتَ لَيْلَتَيْنِ إَّ
وَوَصِيَّتُهُ مَكْتُوبَةٌ عِنْدَهُ[. أخرجه الستة .
1.
(5794)- İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: "Resulullah
(aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
"Hakkında
vasiyet edebileceği bir malı bulunan Müslüman kimsenin, vasiyeti yanında yazılı olmaksızın iki gece geçirmeye hakkı
yoktur." [Buharî, Vesaya 1; Müslim, Vasiyyet 4, (1627); Muvatta, Vasiyyet
1, (2, 761); Ebu Davud, Vesaya 1, (2863); Tirmizî, Cenaiz 5, (974); Nesâî,
Vesaya 1, (6, 238, 239).]
AÇIKLAMA:
Hadis,
vasiyete değen -az veya çok- bir malı
olan herkesin beraberinde yazılı bir vasiyetname taşımasını tavsiye etmektedir.
Hadisin üslubu vücub hükmüne uygun ise de, cumhur bunu vücub manasında
anlamamış, buna uyulmasını tahsin etmek maksadıyla böyle bir üsluba yer
verilmiş olduğunu söylemiştir. Zahirîler, buna dayanarak vacib demiştir. Cumhur
"kişinin üzerinde emanet veya borç varsa" kaydını koyarak,
borçluların bunu belirten bir vasiyetinin olması gereğine dikkat çekmiştir. Bu
vasiyetin yazılı olması, durumunda değişiklik hasıl oldukça vasiyet metninin
yazılı olarak değiştirilmesi ve bunun şahidlendirilmesi gereğine dikkat
çekilmiştir.
ـ5795 ـ2ـ وعن ابن عبّاس رَضِيَ اللّهُ عَنهما في قوله تعالى: ]إنْ تَرَكَ
خَيْراً الْوَصِيّةُ لِلْوَالِدَيْنِ وَا‘قْرَبَيْنِ، وَكَانَتِ الْوَصِيَّةُ
كذلِكَ حَتّى نَسَخَتْهَا آيَةُ الْمِيرَاثِ[. أخرجه أبو داود.
2.
(5795)- İbnu Abbas (radıyallahu anhümâ) "Ölen, mal bırakmışsa
ebeveyn ve akrabalarına vasiyette bulunsun..." (Bakara 180) ayeti hakkında
demiştir ki: "Miras ayeti neshedinceye kadar vasiyet bu şekilde vacib
idi." [Ebu Davud, Vesaya 5, (2869).]
AÇIKLAMA:
1- Hadiste geçen ve
miras ayeti gelmezden önce vasiyeti farz kılan, miras ayeti ile de neshedilmiş
bulunan ayetin meali şudur: "Sizden birisine ölüm yaklaştığı vakit, eğer ardında mal
bırakacaksa, vasiyet etmek farz kılınmıştır. O kimse anne ve babasına ve
akrabasına uygun şekilde vasiyetini yapsın. Bu Allah'tan sakınanlar üzerine bir
borçtur" (Bakara 180). Tekrar ediyoruz: Bu ayet-i kerimenin hükmü Nisa
suresinin baş kısımlarındaki miras paylarını belirleyen ayetlerle
neshedilmiştir. Ayrıca bu ayeti neshedecek mahiyette olmak üzere: "Allahu
Zülcelal hazretleri her hak sahibine hakkını vermiştir. Öyleyse artık herhangi
bir varis lehine vasiyet yoktur"
buyurmuştur.
*
VASİYETİN ZAMANI
1. (5796)- Hz. Ebu
Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor:
"Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a: "Hangi sadaka efdaldir?"
diye sorulmuştu:
"Sağlıklı ve
fakirlikten korkup, zenginliğe ümit bağladığın, mala karşı cimri olduğun halde
tasadduk etmen! Bu şekilde tasadduku,
can boğazına gelip de falana şu kadar, feşmekana bu kadar diyeceğin zamana
kadar devam ettir. O sırada (yaptığın tasaddukun sana bir faydası yoktur, çünkü
malın, artık) zaten birilerinin olmuştur." [Buharî, Vesaya 7, Zekat 11;
Müslim, Zekat 92, (1032); Ebu Davud, Vesaya 3, (2865); Nesâî, Vesaya 1, (6,
237).]
AÇIKLAMA:
Bu hadis, Allah
Teala nezdinde hangi sadakanın daha
makbul ve üstün olduğunubelirtmektedir: İnsan sağlıklı, henüz dünyevî arzular,
dünyevî istikbal hesapları canlı ve galib, mesela zengin olma amelinde,
fakirliğe düşme endişesini de yaşamakta, bu sebeple parayı cimrice harcamakta vs. İşte bu halet-i
ruhiyeyi taşırken Allah rızası için para harcamak pek makbul bir ibadettir.
Resulullah, bu suretle harcamayı can boğaza gelinceye kadar fasılasız devam ettirmeyi tavsiye etmektedir.
Böyle yapmaz
da dünyadan el etek çekip ölüme
yaklaştığı zaman falana şu kadar filana bu kadar diye yapacağı tasaddukun fazla bir kıymeti yoktur.
Artık yemek istese yiyemez, giymek istese giyemez, sağlığı da eskisi gibi
yeterli değil, dünyadan zevk alamıyor, ahireti düşünmeye başlamış ve bu esnada
sadaka da veriyor. Resulullah bu
sadakanın fazla bir kıymet arzetmeyeceğini bildiriyor. Ölüm sath-ı mailinde,
mal da artık başkasının olmuştur:
Mirasçılar. Öyleyse, bu maldan Allah rızası için yaşlılıktan önce, bir hayat
boyu aralıksız harcanmalıdır. Esasen, hiç kimse, ani bir ölümle karşılaşmayıp
yukarıda tasvir edilen fırsatı da elde edeceği hususunda garanti veremez. Her hal u kârda hayata bağlılık
şartlarında sadaka vermek daha makbul, daha sevaplıdır.
*
SADAKANIN MİKTARI
ـ5797 ـ1ـ عن سعد بن أبي وقاص رَضِيَ اللّهُ عَنه قال: ]جَاءَنِِي رَسُولُ
اللّهِ # يَعُودُنِى عَامَ حَجّةِ الْوَدَاعِ مِنْ وَجَعٍ اشْتَدَّ بِي: فَقُلْتُ:
يَا رَسُولَ اللّهِ: بَلَغَ بِي مِنَ الْوَجَعِ مَا تَرَى، وَأنَا ذُو مَالٍ، وََ
يَرِثُنِي إَّ ابْنَةٌ لِي، أفَأتَصَدَّقُ بِثُلُثْي مَالِي. قَالَ: َ. قُلْتُ:
فَالشَّطْرُ؟ قالَ: َ. قُلْتُ: فَالثُّلْثُ؟ قَالَ: الثُلُثُ، وَالثُلُثُ كَثِير،
إنَّكَ إنْ تَذَرَ وَرثَتَكَ أغٌنِيَاءَ خَيْرٌ مِنْ أنْ تَذَرَهُمْ عَالَةً
يَتَكَفّنُونَ الْنَّاسَ، وإنَّكَ لَنْ تُنْفِقَ نَفَقَةً تَبْتَغِي بِهَا وَجْهَ
اللّهِ عَزَّ وَجَلَّ إَّ أُجِرْتَ بِهَا حَتّى مَا تَجْعَلُ في امْرَأتِكَ،
قُلْتُ: يَا رَسُولَ اللّهِ! أُخَلَّفُ بَعْدَ أصْحَابِي؟ قَالَ: إنَّكَ لَنْ
تُخَلّفَ فَتَعْمَلَ عَمًَ تَبتَغِي بِهِ وَجْهَ اللّهِ إَّ ازْدَدْتَ بِهِ
دَرَجَةً وَرِفْعَةً، وَلَعَلّكَ أنْ تَخلّفَ حَتّى يَنْفَعَ اللّهُ بِكَ
أقْوَاماً وَيَضُرَّ بِكَ آخَرِينَ. اللّهُمَّ امْضِ ‘صْحَابِي هِجْرَتَهُمْ وََ
تَرُدَّهُمْ عَلى أعْقَابِهِمْ، لكِنِ الْبَائِسُ سَعْدُ بْنُ حَوْلَةَ
يَرْثِي لَهُ رَسُولُ اللّهِ # أنْ مَاتَ بِمَكَّةَ[. أخرجه الستة.قوله:
»يرثى لَهُ الى آخِرهِ« مدرج في الحديث .
1. (5797)-
Sa'd İbnu Ebi Vakkas (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah
(aleyhissalâtu vesselâm) Veda Haccı
senesinde, bende şiddet peyda eden bir ağrı sebebiyle yatmakta olduğum
hastalığım için bana geçmiş olsun ziyaretine geldi.
"Ey Allah'ın
Resulü dedim. Gördüğünüz gibi ağrım çok şiddetlendi. Ben mal mülk sahibi bir
kimseyim. Bana varis olacak tek kızımdan başka
kimsem yok. Malımın üçte
ikisini tasadduk etmek istiyorum!" dedi. Hemen "Hayır, olmaz!"
buyurdular.
"Yarısı?"
dedim. Yine "olmaz!" buyurdular.
"Üçte
biri?" dedim.
"Üçte birini
mi? Üçte bir de çok. Senin varislerini
zenginler olarak bırakman, halka
ihtiyaçlarını açan fakirler olarak bırakmandan daha hayırlıdır. Sen aziz ve
celil olan Allah'ın rızasını arayarak her ne harcarsan -hatta bu, hanımının
ağzına koyduğun bir lokma bile olsa- mutlaka onun sebebiyle
mükâfaatlanacaksın" buyurdular. Ben:
"Ey Allah'ın
Resulü dedim. Ben arkadaşlarımdan sonra burada kalacak mıyım?" dedim.
"Eğer
geri kalır, kendisiyle Allah'ın rızasını düşündüğün bir amel yapacak
olursan bu ameller sebebiyle mutlaka derecen artacak, merteben yükselecektir.
Şunu da söyleyeyim. Sen daha yaşayacaksın. Öyle ki Allah seninle bir kısım
kavimlere hayır ulaştıracak, diğer bir kısımlarına da şer" buyurdular.
Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) sonra şöyle dua ettiler:
"Allahım!
Ashabımın hicretini tamama erdir. Onları gerisin geri (başarısızlıkla)
çevirme!" Ve sözlerini [Hicret evi olan] Mekke'de ölmüş olan Sa'd İbnu
Havle hakkında sarfettikleri "Lakin
zavallı, Sa'd İbnu Havle'dir!"
mersiyesiyle tamamladılar." [Buharî Cenaiz 37, Vasaya 2, 3,
Fezailu'l-Ashab 49, Megazi 77, Nafakat 1, Marza 13, 16, 43, Feraiz 6; Müslim,
Vesaya 5, (1628); Muvatta 4, (2, 763); Tirmizî 6, (975); Ebu Davud, Vesaya 2,
(2864); Nesâî, Vesaya 3, (6, 241, 243).]
AÇIKLAMA:
1- Yukarıdaki hadisin
metninden de anlaşılacağı üzere, Veda Haccı senesinde, Sa'd İbnu Ebi
Vakkas hastalanmış, hastalığı şiddet kesbedince Aleyhissalâtu vesselâm geçmiş
olsun ziyaretine uğramış, ancak bu ziyaret sırasında geçen konuşmalar, mühim
teşriata vesile olmuştur.
* Bir kimse
malının üçte birinden fazlasını vasiyet edemez. Kişinin malında vasiyet ederek
varisler dışında tasarruf edilmesini
sağlayacağı miktar üçte birdir. Bu hususta fukaha ittifak eder.
Hanefîler, Malikîler, Şafîîler, Evzaî, Sevrî, Leys, Ahmed, İshak ve bütün
muhaddisler böyle hükmetmiştir.
* Önceki hadiste
varislerden herhangi biri lehine
maddî vasiyet yapılamayacağı belirtilmişti. Çünkü
varislerden herbiri belli, muayyen bir hakka sahiptir, bundan fazlasının
verilmesi helal olmaz.
2- Hadisin sonunda,
Sa'd İbnu Havle'nin zavallı olduğu ifade
edilmiştir. Onun niçin zavallı addedildiğini araştıran şarihlerimiz, onun
Mekke'de ölümüyle izah ederler. Çünkü hicretle ilgili bahiste de gördüğümüz
üzere, hicret faziletli bir ameldir. Hicret eden bir kimse, terkettiği eski
diyarına artık dönmemeli, dönse de az
kalıp, hemen hicret ettiği yere gitmelidir. Mezkur Sa'd, Mekke'de vefat etmekle
pek çok manevî kayıplara uğramış, zavallı denmeye müstehak olmuştur. Bazı hadislerde, kişinin
hicretle terkettiği eski yere geri gelmesi şiddet ifade eden tabirlerle
yasaklanır ve bunun, bir nevi irtidad olduğu belirtilir. Bazı rivayetler,
Habeşistan muhacirleri arasında da yer alıp, Bedir Savaşı'na da katılan
Sa'd'ın, Hudeybiye Anlaşması sırasında Medine'yi terkederek Mekke'ye geldiğini ve Mekke'de öldüğünü
belirtir. Resulullah'ın onu, bu hali
sebebiyle zavallı addettiğinde ihtilaf
edilmez.
3- Hadis, aile
efradının her çeşit nafakası için harcanan şeylerin, niyet-i halise şartıyla
sadaka sayılacağını ifade ediyor ki, mü'minlere bu büyük bir müjdedir. Böylece
aile reisleri, ailenin fertleri için daha
şevkli harcar, daha çok kazanma gayretine girer.
4- Ebu Zerr
(radıyallahu anh) gibi bir kısım sûfimeşreb
büyüklerimiz mal biriktirmeyi mekruh addetseler de, mal biriktirip zengin
olmak caizdir. Zira Sa'd zü'lmal (mal sahibi) olarak tavsif edilmiştir.
Aleyhissalâtu vesselâm bunu yasaklamış olsaydı Sa'd İbnu Ebi Vakkas zü'lmal
olmazdı. Hz. Osman, Abdurrahman İbnu Avf gibi başka örnekler de mevcut.
5- Mirasçıyı zengin
etmeye çalışmak efdaldir. Bu hadis,
zenginlik mi fakirlik mi efdaldir münakaşasında, zenginliğin efdaliyetine de
bir delil olmaktadır.
6- Hayırlı ameller
ve ibadetler yapmak için uzun ömür dilemek müstehabtır.
7- Bu hadis
Aleyhissalâtu vesselâm'ın ihbar-ı gayb nevinden bir mucizesidir. Çünkü aynen
buyurduğu gibi, Allah, Sa'd İbnu Ebi Vakkas (radıyallahu anh)'a hem o
hastalığından afiyet, hem de uzun ömür lutfetmiş, Sa'd da Irak valisi olmuş,
birkısım savaşlara katılmış, kiminin hidayetine, kiminin öldürülmesine, kiminin
de esir alınmasına vesile olmuştur.
*
VARİSE VASİYET
ـ5798 ـ1ـ عن عمرو بن خارجة رَضِيَ اللّهُ عَنه قال: ]خَطَبَ رَسُولُ
اللّهِ # عَلى نَاقَتِهِ، وَأنَا تَحْتَ جِرَانِهَا وَهِيَ تَقْصَعُ
بِجَرَّاتِهَا، وَإنَّ لُعَابَهَا لَيَسِيلُ بَيْنَ كَتِفَيَّ فَسَمِعْتُهُ
يَقُولُ: إنَّ اللّه تَعالى أعْطَى كُلَّ ذِى حَقٍّ حَقّهُ، فََ وَصِيّةَ
لِوَارِثٍ[. أخرجه أصحاب السنن، لكن رواية أبي داود عن أبي أمامة.»الجرانُ« باطن
العنق مما يلي ا‘رض.و»القَصعُ« شدة المضغ.و»الجرّةُ« ما يخرجه البعير من بطنه
ليجترّهُ، وإنما يفعل ذلك البعير إذا كان مطمئناً. فإذا خاف شيئاً قطع الجرة .
1.
(5798)- Amr İbnu Hatice (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah
(aleyhissalâtu vesselâm) devesinin üzerinde hitabede bulundu. Ben devenin
boynunun altında idim. Deve durmadan geviş getiriyor, hayvanın salyası
omuzlarımın arasında akıyordu. İşte bu esnada Aleyhissalâtu vesselâm'ın şu
sözünü işittim:
"Allah Teala
hazretleri her hak sahibine hakkını verdi. Bu sebeple varislerden biri lehine
vasiyet yoktur." [Tirmizî, Vesaya 5, (2122), Nesai, Vesaya 5, (6, 247).]
ـ5799 ـ2ـ وعن طلحة بن مصرف قال: ]سَأَلْتُ ابنَ أبِي أوْفَى رَضِيَ اللّهُ
عَنه. هَلْ أوْصَى النّبىُّ #؟ قَالَ: َ. قُلْتُ: فَكَيْفَ كَتَبَ عَلى النَّاسِ
الْوَصِيَّةَ، أوْ أمَرَ بِهَا وَلَمْ يُوصِ؟ قَالَ: أوْصَى بِكِتَابِ اللّهِ
تَعالى[. أخرجه الخمسة إ أبا داود.
2.
(5799)- Talha İbnu Musarrıf anlatıyor: "İbnu Ebi Evfa (radıyallahu
anh)'ya: "Resulullah vasiyette bulundu mu?" diye sordum.
"Hayır"
dedi. Ben tekrar:
"Öyleyse, kendi vasiyette bulunmaksızın halka nasıl
vasiyeti farz kılar veya emreder?" dedim.
"Kitabullah'ı
vasiyet etti!" diye cevap verdi." [Buharî, Vesaya 1, Megazî 83,
Fezailu'l-Kur'an 18; Müslim, Vasiyet 16, (1634); Tirmizî, Vesaya 4, (2120);
Nesâî, 2 (6, 240).]
AÇIKLAMA:
İbnu Ebi Evfa
vasiyetin mutlak manada nefyini kastedmiyor. Çünkü, zaten vasiyet Kur'an'la
sabit bir müessese. Nitekim İbnu Ebi Evfa bu maksadını ortaya koymak,
Resulullah'ın da vasiyete yer verdiğini
göstermek için, sözünü: "Aleyhissalâtu vesselâm Kur'an-ı Kerim'i vasiyet
etmiştir" cümlesiyle tamamlıyor. İbnu Ebi Evfa bu sözüyle Aleyhissalâtu
vesselâm'ın "Size, uyduğunuz takdirde sapıklığa düşmeyeceğiniz bir şey
bırakıyorum: Kitabullah" hadisini
kasdetmiş olabilir. Öyle ise sadedinde olduğumuz hadis, Resulullah'ın para,
mal, köle nevinden şahsî bir varlık üzerinde vasiyet bırakmadığını
kasdetmiştir.
Bu ifadede
mübalağa var mı sorusuna gelince, "yok!" demek gerekir. Çünkü
Buhârî'de de kaydedilen bir rivayette: "Resulullah (aleyhissalâtu
vesselâm) öldüğü zaman dirhem, dinar, köle veya herhangi başka bir şey
bırakmamıştı. Bıraktığı şeyler beyaz katırı ile silahı ve (yolculara)
bağışladığı bir arazi idi" denmektedir. Hz. Aişe de Aleyhissalâtu
vesselâm'ın "dirhem, dinar, koyun, deve hiçbir şey bırakmadığını,
vasiyette bulunmadığını" belirtmiştir.
Öyleyse, geride
servet olabilecek herhangi bir mal bırakmayınca, bittabi olmayan mal üzerinde
vasiyet de olmayacaktır. Nevevî, burda zikri geçen araziyi Resulullah'ın
sağlığında bağışladığını, katır, silah ve benzeri şeylerin de miras malı kılınmadığını, Aleyhissalâtu vesselâm'ın
geride bıraktığı her şeyin sadaka
yapıldığını, bu sebeple bunlardan sonra vasiyet edebilecek malî değeri olan bir
şey bırakmadığını belirtir.
Son olarak bir
husus daha belirtelim: Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın, vefat sırasında
ifade ettiği birkaç vasiyeti mevcuttur. Rivayetlerde bu bize intikal etmiştir. Müslim
ve Nesai'de gelen bazı rivayetlere göre üç vasiyet-i Nebevi mevzubahistir:
1) Arap
Yarımadası'nda iki din olmamalıdır: "Arap Yarımadası'nda iki din baki kalmamalıdır." Bazı rivayetlerde bu
şart, Yahudilerin Arap Yarımadası'ndan çıkarılması şeklinde ifade edilmiştir:
"Yahudileri Arap Yarımadası'ndan çıkarın."
2) Heyetlere hediye
verilmesi: "(Size taşradan gelecek heyetlere (hiçbir ferdini unutmaksızın)
benim verdiğim gibi siz de hediye verin."
3) Namaz ve
köleler: "Resulullah'ın en son medar-ı bahs edip tavsiye ettiği husus
"Namaz ve sağ ellerinizin malik
olduğu köleler ve cariyeler idi."
Esasen İbnu Ebi
Evfa'nın "Kitabullah'ı vasiyet etti" ifadesinin içinde pek çok şey
vardır. Çünkü dinin temel kaynağı odur, dinde olupda Kur' an'da olmayan ciddi bir
mesele yoktur. Hatta Aleyhissalâtu vesselâm tarafından teşrî edilmiş bulunan her şey Kur'an'da mevcuttur
denebilir. Çünkü Kur'an'da: "Resulumüz size her ne getirmişse onu alın,
her ne yasaklamışsa ondan kaçının,
terkedin" (Haşir 7) emredilmiştir.
ـ5800 ـ3ـ وعن ا‘سود بن يزيد قال: ]ذَكَرُوا عِنْدَ عَائِشَةَ رَضِيَ
اللّهُ عَنها أنَّ عَلِيّاً رَضِيَ اللّهُ عَنهُ كَانَ وَصِيّاً لِرَسُولِ اللّهِ
# قَالَتْ: مَتَى أوْصَى إلَيْهِ، وَقَدْ كُنْتُ مُسْنِدَتَهُ الى صَدْرِي،
فَدَعَا بِالطَّسْتِ، فَلَقَدِ انْخَنَثَ في حِجْرِي، وَمَا شَعَرْتُ أنَّهُ
مَاتَ، فَمَتَى أوْصَى إلَيْهِ[. أخرجه الشيخان والنسائي.»اِنْخِنَاثُ« انثناء
وانكسار، أرادت أنه استرخى فانثنت أعضاؤه .
3.
(5800)- Esved İbnu Yezid anlatıyor: "Hz. Aişe (radıyallahu anhâ)'nin
yanında, Hz. Ali'nin Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın vasisi olduğunu
söylemişlerdi:
"Resulullah ona ne zaman vasiyette bulundu? Öleceği
sırada o benim göğsüme yaslanmış vaziyette idi, bir
leğen getirtti. Kucağımda bükülmüştü, öldüğünü bile hissetmedim. Öyleyse
ona ne zaman vasiyet etti" diye itiraz etti." [Buharî, Vesaya 1,
Megazî 83; Müslim, Vasiyyet 19, (1636); Nesâî, Vesaya 2, (6, 240).]
ـ5801 ـ4ـ وعن عمرو بن شعيب عن أبيه عن جده: ]أنَّ الْعَاصَ بْنَ وَائِلِ
السَّهْمِي أوْصَى أنْ يُعْتَقَ مِائَةُ رَقَبَةٍ. فَأعْتَقَ عَنْهُ ابْنُهُ
هِشَامٌ خَمْسِينَ، وَأرَادَ ابْنُهُ عَمْرٌو أنْ يُعْتِقَ عَنْهُ الْخَمْسِينَ
الْبَاقِيَة. فقَالَ: حَتّى أسْألَ رَسُولَ اللّهِ، فأتَاهُ فَسَألَهُ فَقَالَ:
يَا رَسُولَ اللّهِ! إنَّ أبِي أوْصى أنْ يُعْتَقَ عَنْهُ مِائَةُ رَقَبَةٍ،
وَإنَّ هِشَاماً أعْتَقَ عَنْهُ خَمْسِينَ وَبَقِيَتْ عَليَّ خَمْسُونَ،
أفَأُعْتِقُ عِنْهُ؟ فَقَالَ #: إنَّهُ لَوْ كَانَ مُسْلِماً فَأعْتَقْتُمْ
عَنْهُ، أوْ تَصَدَّقْتُمْ عَنْهُ، أوْ حَجَجْتُمْ عَنْهُ بَلَغَهُ ذلِكَ[. أخرجه
أبو داود .
4.
(5801)- Amr İbnu Şuayb an ebihi an
ceddihi anlatıyor: "As İbnu Vail es Sehmî [kendi adına] yüz kölenin azad edilmesini vasiyet etti. Oğlu
Hişam, ona bedel, elli tanesini azad etti. Oğlu Amr da ona bedel geri kalan
elliyi azad etmek istedi ve:
"Hele
Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a bir sorayım!" dedi, ona gelip:
"Ey Allah'ın
Resulü! Babam, kendi adına, yüz köle
azad edilmesini vasiyet etmişti. Hişam onun adına elli köle azat etti! Benim
üzerime de elli tanesi kaldı. Onun adına ben
azad edebilir miyim?" dedim. Aleyhissalâtu vesselâm, bana:
"Eğer o
Müslüman idiyse, ona bedel azad etseniz veya ona bedel sadaka verseniz veya ona
bedel hacc yapıverseniz bu ona ulaşırdı"
buyurdular." [Ebu Davud,
Vesaya 16, (2883).]
AÇIKLAMA:
Son rivayet,
gayr-i müslim bir kimsenin vasiyetine uyulup uyulmayacağı meselesiyle
ilgilidir. Çünkü As İbnu Vail, her ne kadar İslam devrini idrak etmiş ise de,
Müslüman olmadan ölmüştür. Bu sebeple olacak ki, oğlu Amr, Müslüman
olmadan ölmüş bulunan babasının vasiyetine
uyarak köle azad etmesi caiz mi, değil mi diye tereddüt geçirerek Aleyhissalâtu
vesselâm'a gidip sorar. Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın cevabını değerlendiren alimler, sadakanın
kâfire faydası olmayacağına hükmederler. Hadisten çıkan diğer hüküm de şudur: Müslümana malî ve bedenî ibadetler fayda sağlamaktadır.
Hülasa hadis,
kâfirin Müslüman olan varislerine, kâfirin yaptığı, kurbiyete matuf
vasiyetlerini infazın vecibe olmadığına delil kılınmıştır.
*
YETİMİN VASİSİ
ـ5802 ـ1ـ عن أبي ذر رَضِيَ اللّهُ عَنه قال: ]قَالَ رَسُولُ اللّهِ #: يَا
أبَا ذَرٍّ إنِّي أرَاكَ ضَعِيفاً، وَإنِّي أُحِبُّ لَكَ مَا أُحِبُّ لِنَفْسي، َ
تَأمَّرَنَّ عَلى اثْنَيْنِ وََ تَوَلَّيَنَّ مَالَ يَتِيمٍ[. أخرجه أبو داود
والنسائي .
1.
(5802)- Ebu Zerr (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah
(aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
"Ey Ebu Zerr! Ben seni zayıf bir kimse görüyorum. Ben
kendim için sevdiğimi senin için de aynen severim. Öyleyse iki kişi üzerine
emîr olmayasın, yetim malına da velilik yapmayasın." [Ebu Davud, Vesaya 4,
(2868); Nesâî, Vesaya 10, (6, 255).] |